İngiltere'de Görgü Kuralları: İngiliz Gelenekleri ve Yapılmaması Gerekenler
Şu sahneyi gözünün önüne getir: Heathrow'da uçaktan iniyorsun, pasaport kontrolünden rahatça geçiyorsun ve karşına çıkan ilk yabancı sana gülümseyerek soruyor: "You alright?" Donup kalıyorsun. Hasta mı görünüyorsun? Ceketine bir şey mi yapışmış? Uçuştan sonra saçların gerçekten o kadar felaket mi? Birleşik Krallık'a hoş geldin! Burası, neredeyse her şeyin beklediğinden biraz farklı işlediği bir ülke.
İngiltere'de İngilizce öğrenmeyi seçmek, yanında biraz gezi olan bir İngilizce kursu ayarlamaktan çok daha fazlası. Bu, İngiliz kültürüne, İngiliz mizahına ve hiçbir ders kitabının tam olarak anlatamayacağı tüm o yazılı olmayan kurallara yönelik yoğun bir hızlandırılmış kurs. İşin büyüsü de tam olarak burada. İngiltere'de İngilizce eğitimi aldığında sadece kelime öğrenmiyor, koca bir yaşam tarzını içselleştiriyorsun. İlk günden itibaren kendinden emin bir şekilde uyum sağlayabilmen için her ziyaretçinin bilmesi gereken en yaygın kültürel tuzakları, tuhaflıkları ve içeriden gözlemleri bir araya getirdik.
"You alright?" İngilizler neden sürekli nasıl olduğunu soruyor?
İngiltere'ye yapılan hemen her dil gezisindeki ilk kafa karışıklığı tek bir ifadeden kaynaklanıyor: "You alright?" Çoğu ülkede bu soru, iyi olup olmadığınla gerçekten ilgilenildiği anlamına gelir. İngiltere'de ise bu sadece bir selamlaşma, yani "Merhaba"nın yerel karşılığı. Kimse senden ruh halin, jet lag'in ya da akşam planların hakkında dürüst bir rapor beklemiyor. Türkçedeki "Naber?" gibi düşünebilirsin: Cevap çoğu zaman sadece "İyi, senden?"dir.
Temel kural çok basit: Biri seni "You alright?" diye selamlarsa, rahat bir "Yeah, you alright?" ile karşılık vermen yeterli. Hepsi bu. Bu küçük alışverişi kavradığın anda İngiliz günlük yaşamının ritmi birden çok daha tanıdık gelmeye başlar.
Soldan sürüş: sağa bakın. Sonra tekrar sağa bakın.
Herhangi bir İngiltere gezisinin gerçekten tehlikeli olan anı çoğu zaman ilk gün, ilk yaya geçidinde yaşanır. Türkiye'deki alışkanlıkla sola bakıp kendinden emin bir adım atarsın ve kırmızı, iki katlı bir otobüs sağdan hızla üzerine gelir.
İngiltere'de soldan trafik sadece arabaları ve göbekli kavşakları ilgilendirmiyor. Kaldırımda nasıl yürüdüğünü, otobüse nasıl bindiğini, hatta yürüyen merdivende nasıl durduğunu bile belirliyor. Londra'ya gidiyorsan aklında tutman gereken ikinci bir kural daha var: Kaldırımın kenarına fazla yakın yürüme. Otobüsler ve taksiler kaldırıma şaşırtıcı derecede yakın geçer ve hızla geçen bir çift katlı otobüsün yarattığı rüzgâr, saç modelini herhangi bir Londra çiseleyen yağmurundan daha hızlı mahvedebilir.
Pratik bir tavsiye: Yürürken binalara daha yakın dur. Londra merkezinin dar sokaklarında bile burası her zaman daha güvenli taraf.
"Cheers, mate": İki kelimede İngiliz nezaketi
Bir yabancı için kapıyı tutuyorsun. Bir turiste düşürdüğü atkıyı uzatıyorsun. Birinin otobüse senden önce binmesine izin veriyorsun. Neredeyse istisnasız duyacağın cevap şu olacak: "Cheers, mate." Hayır, kimse seninle kadeh tokuşturmak istemiyor.
Günlük İngiliz İngilizcesinde "cheers" basitçe "teşekkürler" anlamına gelir. Sona eklenen "mate" ise her yaştan erkek arasında daha çok kullanılan rahat ve samimi bir hitap şekli. Daha genç konuşanlar bunun yerine "bro"yu tercih ediyor. Bir pub'ın barının arkasındaki biri sana "love" ya da "darling" derse, bunda romantik bir anlam arama. Bunlar, tıpkı esnafın Türkiye'de "canım" ya da "güzelim" demesi gibi, günlük sohbetin dokusuna işlemiş sıcak nezaket ifadeleri, o kadar.
Bu küçük ifadeler, hiçbir İngilizce dil okulunun sana sınıfta tam olarak öğretemeyeceği şeyler. Bunları kafede, otobüste, süpermarket kasasında, sinema kuyruğunda, yani gerçek hayatın aktığı her yerde öğrenirsin.
İngiltere'de çay saati: Ama düşündüğün gibi değil
İnatçı bir klişe var: İngilizlerin saat tam 17.00'de her şeyi bırakıp zarif porselen fincanlardan törensel bir edayla Earl Grey yudumladığı. Gerçek ise çoğu zaman olduğu gibi çok daha sevimli ve epey sıradan.
Çay, İngiltere'de günlük hayatın bir parçası; tıpkı şemsiyenin yazın bir parçası olması gibi. Çay tutkusunu Türkiye'den çok iyi tanırsın, ama bir farkla: Birçok bölgede "tea", akşam yemeğinin kendisi anlamına geliyor ve evet, yanında çoğu zaman gerçekten bir fincan çay da oluyor. Yani İngiltere'deki dil kursun sırasında konuk ailen seni "tea"ye davet ederse, sadece sıcak bir içecek bekleyerek aç karnına gitme.
Gerçekten kutsal olan ise çayın hazırlanış şekli. Önce poşet çay, sonra sıcak su, en son süt; asla tersi değil. İnce belli bardakta demlik çaya alışkın biri olarak sütlü çay sana ilk başta tuhaf gelebilir. Ama bir İngiliz evinde çay demlemeyi teklif eden herkes sessizce gözlemlenir ve içten içe değerlendirilir. Gerçekten uyum sağlayıp sağlamadığını burada anlarsın.
"Sorry": Adanın en çok yönlü kelimesi
Dünyanın hiçbir yerinde "sorry" İngiltere'deki kadar sık kullanılmaz. Birine mi çarptın? "Sorry." Biri sana mı çarptı? Yine "Sorry", hem de senden, çünkü bir şekilde yolda durmuş olmalısın. Kalabalık bir kafede birinin yanından mı geçmeye çalışıyorsun? "Sorry." Kibarca menüyü mü istiyorsun? "Sorry, could I have…?"
İngiliz İngilizcesinde "sorry" katı anlamda nadiren gerçek bir özürdür. Daha çok Türkçedeki "pardon" gibi; sosyal ilişkileri yumuşatan bir nezaket sinyali, neredeyse her cümleye göze batmadan girmeyi sağlayan bir açılış. Farklı kullanımlarını öğrendiğinde, kısa sürede şaşırtıcı derecede yerli gibi konuşmaya başlarsın.
Kuyrukta beklemenin kutsal sanatı
Diğer tüm İngiliz erdemlerinin üstünde yükselen bir tane varsa, o da kuyrukta gösterilen neredeyse törensel sabırdır. İngiltere'de "queueing", yani kuyrukta beklemek, neredeyse bir sanat dalı, hatta belki ulusal bir spor. Otobüs durağında, süpermarkette, cuma akşamı pub'ın önünde insanlar sakince birbirinin arkasına dizilir; itişmeden, şikâyet etmeden, hatta pek yorum bile yapmadan.
Kuyruğa kaynak yaparsan küçük ama apaçık bir kültürel tabuyu çiğnemiş olursun. Kimse tek kelime etmeyebilir, ama üzerindeki bakışları kesinlikle hissedersin. Sıranı bekle, kibarca gülümse ve otobüsten inerken "Thank you, driver" demeyi unutma. İngiliz kültüründe asıl farkı yaratan, dışarıdan neredeyse görünmeyen bu küçük jestlerdir.
İngiltere'de dil tatili neden bir İngilizce kursundan fazlası?
Bu ince kültürel kodlar ders kitaplarında yazmaz. Onları sabah kahveni sipariş ederken, dünyanın dört bir yanından gelen sınıf arkadaşlarınla filmleri ve siyaseti tartışırken, yağmurlu bir pazar akşamı konuk ailenle yemek masasında otururken öğrenirsin. İngiltere'de bir dil kursunu, İngilizcene ve kendine yapabileceğin en değerli yatırımlardan biri yapan da tam olarak bu.
SPRACHCAFFE olarak 40 yılı aşkın süredir bu dönüşümü izliyoruz. Bir dil yolculuğunun en güzel anıları nadiren sınıftan çıkar. Aradaki anlardan doğar: Sonunda bir İngiliz esprisini anladığın bir pub sohbetinden. Bütün sınıfın ayakkabılarını çıkarıp çakıllı sahilde yalınayak yürüdüğü bir Brighton gezisinden. Konuk ailenle kahvaltı ederken İngilizcenin farkına bile varmadan zahmetsizce akmaya başladığı bir sabahtan.
İngiltere sadece ziyaret ettiğin bir ülke değil. Bir süreliğine gerçekten içinde yaşadığın bir ülke. Onu bu şekilde, tüm sessiz tuhaflıklarıyla, "cheers"leri, "sorry"leri ve akşam çaylarıyla deneyimlediğinde, eve dil becerilerinden çok daha fazlasını götürürsün. Hikâyeler götürürsün. Ve çoğu zaman herhangi bir aksandan çok daha uzun süren arkadaşlıklar.
Hadi o zaman: Sağa bak, çayını sütlü iç, baristaya "cheers" de ve adadaki her dakikanın tadını çıkar. İngiltere seni şimdiden bekliyor.
Sorularınıza Cevaplar
İngiltere'de "You alright?" ne demek?
"You alright?", İngiltere'de "Merhaba" ya da Türkçedeki "Naber?" gibi gündelik bir selamlaşmadır, sağlığınla ilgili bir soru değil. Rahat bir "Yeah, you alright?" ile karşılık vermen yeterli.
İngiliz İngilizcesinde "sorry" çoğu zaman gerçek bir özür değil, bir nezaket sinyalidir. Birinin yanından geçerken, bir şey isterken ya da sohbete girerken, tıpkı Türkçedeki "pardon" gibi kullanılır.
Evet. Hava durumu, herkesin paylaştığı güvenli ve samimi bir sohbet açılışıdır. Yağmur ya da güneş hakkında kısa bir yorum, neredeyse her sohbeti başlatmanın doğal bir yoludur.
Kültürü öğrenmenin en hızlı yolu onu yaşamaktır ve İngiltere'de bir İngilizce kursu tam olarak bunu sunar.
Kuyrukta beklemek temel bir adalet meselesi olarak görülür ve kuyruğa kaynak yapmak birini kırmanın en kesin yollarından biridir. Sıranı bekle, hemen uyum sağlarsın.